BFI

Bir Kişiden Ne Olur Ki? Sandığımızdan Fazlası

Bir Kişiden Ne Olur Ki? Sandığımızdan Fazlası

Bu cümleyi çoğumuz yüksek sesle olmasa da içimizden en az birkaç kere kurmuşuzdur.

Musluğu biraz daha geç kapatırken aklımızdan geçer, kuraklıkla ilgili bir haberi okuduktan sonra tekrar gelir ve yeniden hatırlarız: “Ben dikkat etsem ne olur ki? Milyonlarca insan zaten su harcıyor.”

Bu düşünce insanı genellikle rahatlatır. Hem mantıklı görünür hem de omuzlarımızdaki yükü hafifletir. Üstelik tamamen haksız da sayılmaz.

Düşüncenin Haklı Tarafı

Bu düşünce bir bahane veya mazeret değil, bir hesaptır. Ve hesabın kendisi doğrudur.

Dünyada her gün kullanılan suyun büyüklüğü yanında tek bir hanenin tüketimi ölçüyü değiştirmez. Bir insan yıl boyunca duşlarını kısaltsa, bahçesini daha az sulasa, mutfakta daha dikkatli davransa bile bu kazanç toplam tablo içinde neredeyse görünmez kalır. Yani soruyu soran kişi aslında kendini kandırmıyor; rakamlar üzerinden bakıldığında gerçekten de haklı sayılıyor.

Asıl mesele hesabın yanlış olması değil, eksik olmasıdır. Çünkü bu hesap tek bir varsayıma dayanıyor: kişinin yalnız davrandığı varsayımına. Oysa hiç kimse yalnız davranmıyor.

Bilmek ile Yapmak Arasındaki Boşluk

Önce şu tuhaflığa bakalım: insanlar su tasarrufunun önemli olduğunu biliyor. Anketlerde de çoğunluk bunu söylüyor. Buna rağmen davranışları büyük ölçüde aynı kalıyor.

Araştırmacılar bu duruma değer-eylem boşluğu diyor; kısaca, doğru bildiğimiz şeyle fiilen yaptığımız şey arasındaki mesafe. Çevre konusunda bu boşluk neredeyse her çalışmada karşımıza çıkıyor. Bu durumun ne kadar dirençli olduğunu gösteren güzel bir deney var.

2007 yılında Amerika’nın Cobb County bölgesinde ciddi bir kuraklık yaşanıyordu. Bölgenin su idaresi, iki araştırmacıyla birlikte 100 binden fazla haneyi kapsayan bir deney yaptı ve hanelere rastgele üç farklı mektup gönderdi.

Birinci gruba su tasarrufu için ipuçları içeren bir bilgilendirme broşürü gitti. İkinci gruba aynı broşürle birlikte, su idaresinden gelen ve tasarrufa çağıran kişisel bir mektup eklendi. Üçüncü gruba ise bunlara ek olarak tek bir bilgi daha verildi: hanenin su tüketiminin, bölgedeki diğer hanelerle karşılaştıracağı yazıldı.

Sonuçlar beklenenin dışına çıktı. Yalnızca bilgi alan grubun su tüketiminde ölçülebilir bir değişiklik olmadı; “lütfen tasarruf edin” denen grupta ise etki kısa sürede kayboldu. Değişiklik olan tek grup, komşularıyla kıyaslandığını öğrenen gruptu. Onların su tüketimi yaklaşık olarak %5 oranında düştü ve yıllar sonra yapılan takip çalışmasında ise bu etkinin altı yıl boyunca ölçülebilir kaldığı görüldü.

Peki İnsanları Değiştiren Şey Ne Oldu?

Bu deneyin bize gösterdikleri aslında oldukça net: insanlara bilgi vermek davranışı değiştirmeye yetmiyor, fakat başkalarının ne yaptığını göstermek veya başkası tarafından görüleceğini bilmek ise eylemlerini değiştiriyor.

Bunun nedeni basit ve biraz da insani. Çoğumuz neyin doğru olduğuna kendi başımıza karar vermiyoruz; etrafımıza bakıyoruz. Toplumda bir davranış yaygınsa normal, yaygın değilse tuhaf olarak kabul ediliyor. Sosyal norm denen bu mekanizma, yazılı olmayan kurallarıyla gündelik hayatımızın büyük kısmını sessizce yönetiyor.

Şimdi baştaki soruya dönelim. “Ben dikkat etsem ne olur ki” diye düşünürken kendimizi tek başına bir su tüketicisi olarak görüyoruz. Oysa aynı zamanda biz bir örneğiz: ne yaptığımızı evdekiler görüyor, arkadaşlarımız görüyor, birlikte çalıştığımız insanlar görüyor.

Tabi ki bir kişinin tasarrufu küresel tabloda görünmez. Ancak o kişinin davranışı, çevresindeki insanlar için “normal”in ne olduğunu belirleyen verilerden biridir.

Tek Kişinin Ağırlığı

Peki bu etki gerçekten ölçülebilir mi?

2018 yılında Science dergisinde yayımlanan bir çalışma tam olarak bunu test etti. Araştırmacılar gruplar oluşturup bu grupların ortak bir alışkanlık geliştirmesini sağladı. Alışkanlık yerleştikten sonra, grubun içinden küçük bir azınlık farklı davranmaya başladı.

Azınlık küçük kaldığı sürece hiçbir şey değişmedi; grup eski alışkanlığında direndi. Ancak azınlık grubun yaklaşık dörtte birine ulaştığında beklenmedik bir şey oldu. Değişim aniden hızlandı ve çoğunluk kısa sürede yeni davranışa geçti.

Araştırmanın en dikkat çekici ayrıntısı ise şu: denemelerden birinde, başarı ile başarısızlık arasındaki farkı tek bir kişi yarattı.

Bu, “bir kişi her şeyi değiştirir” demek değil. Söylediği şey daha ilginç: bir topluluğun değişime ne kadar yaklaştığını kimse önceden bilemez. Eşiğin hemen altındaysanız hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür; eşiği geçtiğiniz anda ise her şey hızla değişir. Yani bir davranışın etkisiz göründüğü an ile her şeyi değiştirdiği an, dışarıdan bakıldığında birbirine çok yakın ve benzerdir.

Yükün Tamamı Bireylerde Değil

Buraya kadar anlatılanlar, sorumluluğun tamamının bireyde olduğu anlamına gelmiyor.

Önceki yazılarımızda gördüğümüz gibi dünyada kullanılan suyun büyük çoğunluğu evlerde değil, tarlalarda ve üretim tesislerinde harcanıyor. Hangi ürünün nerede yetiştirileceği bir tarım politikası kararıdır; bir tesisin atık suyunu arıtıp arıtmaması bir denetim meselesidir; şebekede kaybolan suyun oranı bir altyapı yatırımı meselesidir. Bunların hiçbiri tek tek tüketicilerin elinde değildir.

Ancak birey ile sistem birbirinden tamamen ayrı da değildir. Sistemler talebi karşılamak üzere kurulur, talebi ise bizim tercihlerimiz oluşturur. Bir davranış yeterince yaygınlaştığında önce normal, sonra beklenen, en sonunda da zorunlu hale gelir. Şirketler ve kurumlar bu değişimi genellikle başlatmaz; ona uyum sağlarlar.

Dolayısıyla bireysel davranışın rolü suyu tek başına kurtarmak değildir. Asıl rolü, neyin normal sayıldığını değiştirmektir.

Sorunun Doğru Hali

“Ben dikkat etsem ne olur ki” sorusu aslında yanlış kurulmuş bir sorudur, çünkü yalnızca bir kişinin ne kadar su tasarruf ettiğine odaklanır.

Daha doğru soru şu olabilir: ben dikkat edersem, çevremdeki insanlar için de neyin normal olduğu değişir mi?

Bu soruya verilecek cevapta kesin değildir. Ancak en azından gerçekte olan etkileri daha görülebilir ve ölçülebilirdir.

Bu yazıdan çıkan sonuç yalnızca şudur: bir davranışın etkisiz olduğunu düşünmek, çoğu zaman o davranışı yalnız başına düşünmekten kaynaklanır. Oysa hiçbirimiz yalnız değiliz. Sorununda, çözümün de kaynağı zaten buradadır.

Kaynaklar

  • Ferraro, P. J. & Price, M. K., “Using Nonpecuniary Strategies to Influence Behavior: Evidence from a Large-Scale Field Experiment”, The Review of Economics and Statistics, 95(1), 64–73, 2013. https://ideas.repec.org/a/tpr/restat/v95y2013i1p64-73.html
  • Bernedo, M., Ferraro, P. J. & Price, M., “The Persistent Impacts of Norm-Based Messaging and Their Implications for Water Conservation”, Journal of Consumer Policy, 37(3), 437–452, 2014. https://link.springer.com/article/10.1007/s10603-014-9266-0
  • Centola, D., Becker, J., Brackbill, D. & Baronchelli, A., “Experimental evidence for tipping points in social convention”, Science, 360(6393), 1116–1119, 2018. https://www.science.org/doi/10.1126/science.aas8827
  • Goldstein, N. J., Cialdini, R. B. & Griskevicius, V., “A Room with a Viewpoint: Using Social Norms to Motivate Environmental Conservation in Hotels”, Journal of Consumer Research, 35(3), 2008.

 

Blue Future Initiative (BFI), QUARS Arıtma tarafından yürütülen bir su farkındalığı ve sosyal sorumluluk projesidir. BFI içerikleri ticari tanıtım amacı taşımaz.

blue future initiative