BFI

Dünya Çevreyi Ne Zaman Fark Etti? Çevre Hareketinin Doğuşu

Dünya Çevreyi Ne Zaman Fark Etti? Çevre Hareketinin Doğuşu

Bugün çevre bilinci sıradan bir şey gibi görünüyor olabilir. Geri dönüşüm kutuları, iklim haberleri, kuraklık raporları, şirketlerin sürdürülebilirlik sayfaları… Hepsi hayatımızın olağan bir parçası.

Oysa bunların hiçbiri kendiliğinden oluşmadı. Altmış yıl öncesine kadar fabrikaların atıklarını doğrudan nehirlere boşaltması bir sorun değil, hatta sanayinin normal işleyişiydi. Bir nehrin kirlenmesi üretimin bedeli sayılıyor, çoğu ülkede bunu engelleyecek bir yasa bulunmuyordu.

Bu durumun değişmesi, bir dizi felaketin ve o felaketleri görmezden gelmeyi reddeden insanların eseridir. Ve dikkat çekici olan şudur ki: çevre hareketini başlatan olayların büyük bölümü suyla ilgiliydi.

Bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyoruz. Su, kirliliğin en çabuk görünür hale geldiği yerdir. Havaya karışan bir zehir dağılır; suya karışan bir zehir toplanır, taşınır ve er ya da geç bir yerde insanın karşısına çıkar.

Yanan Nehir

22 Haziran 1969 sabahı, Amerika’nın Cleveland şehrinden geçen Cuyahoga Nehri’nin yüzeyinde bulunan yağ tabakası alev aldı.

Yangın büyük değildi. Kısa sürede söndürüldü, iki demiryolu köprüsünde sınırlı hasar bıraktı. O gün aslında nehirde çalışanlar için şaşırtıcı bir olay bile sayılmazdı.

Çünkü bu, nehrin ilk yanışı değildi. Cuyahoga 1868’den beri en az on üç kez yanmıştı. 1883’te yanmıştı, 1912’de yanmıştı, 1936’da yanmıştı. 1952’deki yangın bunların en büyüğüydü ve bir milyon doların üzerinde hasara yol açmıştı. Şehrin belediye başkanı nehri “kentin ortasından geçen açık bir lağım” diye tarif ediyordu. Cleveland içme suyunu Erie Gölü’nden alıyor, nehri ise kanalizasyon gibi kullanıyordu. Akron ile Cleveland arasındaki bölümde 1950’ler ve 60’lar boyunca hiç balık yaşamamıştı. Yani nehir on iki kez yanmış ve ülke bunu haber bile yapmamıştı.

Fark on üçüncüsünde ortaya çıktı. Time dergisi olayı 1 Ağustos 1969 sayısında işledi ve yanına bir fotoğraf koydu — ama o fotoğraf 1969’a değil, çok daha büyük olan 1952 yangınına aitti. Alevlerin sudan yükseldiği o kare milyonlarca insanın gördüğü ilk görüntü oldu.

Tepki beklenenden de büyük oldu. Bir nehrin yanabileceği fikri, o güne kadar kirliliği kalkınmanın doğal bedeli sayan bir topluma anlaşılır bir dille anlatan ve anlamalarını sağlayan ilk şey oldu.

Sonrası hızlı gelişti. 1970’te Amerika’da Çevre Koruma Ajansı kuruldu. 1972’de Temiz Su Yasası çıkarıldı ve ülkedeki su kaynaklarına kirletici boşaltmak ilk kez düzenlemeye bağlandı. Aynı yıl Büyük Göller Su Kalitesi Anlaşması imzalandı.

Bu hikâyenin en çarpıcı tarafı şu: on üçüncü yangın diğerlerinden daha büyük değildi. Değişen şey nehir değil, insanlardı.

Yarım yüzyıl sonra, 2019 yılında, Cuyahoga’dan tutulan balıkların yenilebilir olduğu resmen açıklandı.

Ölmekte Olan Bir Kadının Yazdığı Kitap

Cuyahoga’dan yedi yıl önce, 1962’de, deniz biyoloğu Rachel Carson Sessiz Bahar adlı kitabını yayımladı.

Carson o güne kadar okyanuslar üzerine yazdığı kitaplarla tanınıyordu. Bu kez farklı bir şeyi anlatıyordu: tarımda yaygın biçimde kullanılan kimyasalların, özellikle DDT’nin doğada nasıl yol aldığını. Kitap kimyasalların toprağa, oradan suya, sudan canlılara ve sonunda insana ulaşan yolculuğunu adım adım izliyordu. Carson’ın asıl söylediği şey, zehrin kullanıldığı yerde kalmadığıydı.

Kitap dört yıllık bir çalışmanın ürünüydü. Carson bu dört yılın büyük bölümünde kanser tedavisi görüyordu.

Sessiz Bahar yayımlandığında kimya sanayi kitaba sert tepki gösterdi. Carson’ı itibarsızlaştırmak için yürütülen kampanyaya o dönemin parasıyla 250 bin doların üzerinde harcandı; bu, bugünün değeriyle bir milyon doları aşan bir rakam. Carson’ın bilimi değil kişiliği hedef alındı, duygusal davranmakla ve abartmakla suçlandı.

Buna rağmen Kongre’de ifade vermeye gitti. Radyoterapinin etkilerini gizlemek için peruk takmıştı. Hastalığını kamuoyundan saklıyordu, çünkü hasta olduğunun bilinmesi hâlinde söylediklerinin önemsenmeyeceğini düşünüyordu.

Rachel Carson, kitabının yayımlanmasından bir buçuk yıl sonra, Nisan 1964’te hayatını kaybetti. DDT’nin tarımsal kullanımı ise Amerika’da on yıl içinde yasaklandı.

Minamata Sözleşmesi

Bu tarihin en ağır bölümü Japonya’da yaşandı.

Minamata, Kumamoto bölgesinde küçük bir balıkçı ve çiftçi kasabasıydı. 1932 yılından itibaren kasabadaki Chisso adlı kimya fabrikası, üretim sürecinde kullandığı cıvayı atık suyla birlikte körfeze boşaltmaya başladı. Fabrika kasaba için her şeydi; ödediği vergiler belediye gelirlerinin yarısından fazlasını oluşturuyordu.

Cıva körfeze karıştıktan sonra balıkların ve kabukluların bünyesinde birikti. Kasaba halkı ise geçimini o balıklardan sağlıyordu.

İlk belirtiler 1950’lerde görüldü. Önce kedilerde tuhaf davranışlar başladı; hayvanlar dengelerini kaybediyor, titriyor, sonra ölüyordu. Ardından insanlarda aynı belirtiler ortaya çıktı. Mayıs 1956’da fabrikanın kendi hastanesinde çalışan hekim Hajime Hosokawa, merkezi sinir sistemini etkileyen bilinmeyen bir hastalığın baş gösterdiğini bildirdi. O yılın sonuna gelindiğinde 52 hasta tespit edilmişti; bunların 17’si çoktan ölmüştü.

Hosokawa nedeni bulmak için fabrika atığını kedilere verdi. 1959 sonbaharında “400 numaralı kedi” diye bilinen hayvan aynı belirtilerle öldü. Doktor sonucu şirket yöneticilerine bildirdi. Araştırması durduruldu ve bulguları kamuoyundan gizlendi.

Chisso yıllarca sorumluluğu reddetti. Tepkileri azaltmak için atık boşaltma noktasını körfezden Minamata Nehri’ne kaydırdı; fakat bu, kirliliğin daha geniş bir alana yayılmasından başka bir sonuç vermedi.

Japonya hükümeti hastalığın nedeninin fabrika atığındaki cıva olduğunu ancak 1968’de resmen açıkladı. Yani ilk hastanın bildirilmesinden on iki yıl sonra. Chisso sorumluluğunu ise yalnızca 1973’te, hastaların açtığı davayı kaybettikten sonra kabul etti.

En ağır tablo ise doğmamış çocuklarda ortaya çıktı. Anne karnında cıvaya maruz kalan bebekler ağır nörolojik hasarlarla doğdu. Anneleri çoğu zaman hiçbir belirti göstermiyordu.

2001 yılı itibarıyla resmen tanınmış hasta sayısı 2.955’e ulaşmıştı. Tanınmayı bekleyenler ve hiç başvurmayanlar ise bu sayının dışında kaldı.

1972’de Stockholm’de Birleşmiş Milletler’in ilk çevre konferansı toplandığında, Minamata hastaları da oraya gitti. Küçük bir kasabanın acısı, dünyanın çevre sorunlarını ilk kez birlikte konuştuğu salonda duyuldu.

2013 yılında cıva kullanımını sınırlayan uluslararası sözleşme imzalandığında, metne o kasabanın adı verildi: Minamata Sözleşmesi.

Hareketin Kurumsallaşması

1970’ler, dağınık tepkilerin kurumlara dönüştüğü ilk yıllar oldu.

1970’te Amerika’da ilk Dünya Günü düzenlendi ve milyonlarca insan sokağa çıktı. Aynı yıl Temiz Hava Yasası kabul edildi; iki yıl sonra Temiz Su Yasası geldi. Hava kirliliği, kimyasal atıklar ve su kirliliği ilk kez birbirine bağlı sorunlar olarak ele alınmaya başlandı.

1972’de Stockholm Konferansı toplandı. Çevre ilk kez uluslararası bir mesele olarak masaya yatırıldı ve aynı yıl Birleşmiş Milletler Çevre Programı kuruldu.

Bu dönemde gündem yalnızca sudan ibaret değildi. Ozon tabakasındaki incelme, asit yağmurları, ormansızlaşma ve nükleer atıklar da aynı yıllarda tartışılmaya başlandı. Ancak bu başlıkların çoğu, izlendiğinde yine suya çıkıyordu. Asit yağmurları göllerdeki canlıları öldürüyordu. Ormanların yok edilmesi su döngüsünü bozuyordu. Kimyasal atıklar yeraltı sularına karışıyordu.

Sadece Batı’nın Hikâyesi Değil

Çevre hareketi çoğu zaman Amerika ve Avrupa üzerinden anlatılır. Oysa en etkileyici örneklerden bazıları başka yerlerde doğmuştur.

1973’te Hindistan’ın Himalaya eteklerindeki köylerde, ticari kesim için gelen ekiplere karşı bir direniş başladı. Köylüler ağaçlara sarılarak kesilmelerini engellediler. Harekete, Hintçede “sarılmak” anlamına gelen kelimeden hareketle Chipko adı verildi. Direnişin en bilinen anında köyün kadınları, Gaura Devi önderliğinde ormanın önünde durdu.

Chipko bir ağaç hareketi gibi görünür, ama aslında aynı zamanda bir su hareketidir. Bölgedeki ormanların kesilmesi toprağı tutan kökleri yok etmiş, bu da heyelanlara ve sellere yol açmıştı. Köylerin su kaynakları kurumaya başlamıştı. Suyu taşımak zorunda kalanlar ise kadınlardı. Ormanı savunmak, onlar için suyu savunmak anlamına geliyordu.

Benzer bir hikâye Kenya’da yaşandı. Biyolog Wangari Maathai, 1977’de kırsal kadınlarla birlikte ağaç dikmeye başladı. Çıkış noktası soyut bir çevrecilik değildi: dereler kuruyor, topraklar erozyonla gidiyor, kadınlar su ve yakacak odun için her gün daha uzağa yürüyordu. Yeşil Kuşak Hareketi adını alan girişim bugüne kadar 50 milyondan fazla ağacın dikilmesini sağladı ve on binlerce kadın eğitim aldı.

Maathai bu çalışmasıyla 2004’te Nobel Barış Ödülü’nü aldı. Ödülü çevre alanındaki bir çalışma için kazanan ilk kişi ve Nobel Barış Ödülü’nü alan ilk Afrikalı kadın oldu.

Geriye Kalan

Bu hikâyelerin hepsinde ortak bir şey var.

Hiçbirinde sorun yeni değildi. Cuyahoga yüz yıldır yanıyordu. Minamata’da fabrika yirmi yıldır cıva boşaltıyordu. Himalaya köylerinde ormanlar yıllardır kesiliyordu. Zehir de, kirlilik de, kayıp da zaten oradaydı.

Değişen şey, insanların onu görmeye başlamasıydı.

Bugün içtiğimiz suyun denetlenmesi, fabrikaların atıklarını arıtmak zorunda olması, bir nehrin kirletilmesinin suç sayılması — bunların hiçbiri doğanın bize verdiği şeyler değil. Hepsi, bir şeyi fark eden ve fark ettiğini görmezden gelmeyi reddeden insanların bıraktığı bir miras.

Blue Future Initiative olarak bu blogda suyun görünmeyen tarafını anlatıyoruz. Bu yazımızda ise görünmezliğin yeni bir şey olmadığını sizlere hatırlatmak istiyoruz.

Cuyahoga on iki kez yandı ve kimse bakmadı. On üçüncüsünde biri baktı. Bugün de bakılmayı bekleyen şeyler var.

Kaynaklar

  • United States Environmental Protection Agency, Introduction to the Clean Water Act — Cuyahoga Nehri yangınları ve Temiz Su Yasası. https://cfpub.epa.gov/watertrain/moduleFrame.cfm?parent_object_id=2571
  • National Park Service, The Cuyahoga, a National Heritage River. https://home.nps.gov/articles/000/cuyahoga-national-heritage-river.htm
  • Smithsonian Magazine, “The Cuyahoga River Caught Fire at Least a Dozen Times, but No One Cared Until 1969”, 2019. https://www.smithsonianmag.com/history/cuyahoga-river-caught-fire-least-dozen-times-no-one-cared-until-1969-180972444/
  • Carson, R., Silent Spring, Houghton Mifflin, 1962.
  • Library of Congress, Rachel Carson: A Resource Guide. https://guides.loc.gov/rachel-carson/resources
  • Ministry of the Environment, Government of Japan, Minamata Disease: The History and Measures. https://www.env.go.jp/en/chemi/hs/minamata2002/summary.html
  • National Institute for Minamata Disease, Minamata disease and mercury. https://nimd.env.go.jp/archives/english/minamata_disease_in_depth/
  • European Environment Agency, Late Lessons from Early Warnings II, Bölüm 5: Minamata disease, 2013. https://www.eea.europa.eu/publications/late-lessons-2/late-lessons-chapters/late-lessons-ii-chapter-5
  • The Nobel Prize, Wangari Maathai — Facts, 2004. https://www.nobelprize.org/prizes/peace/2004/maathai/facts/
  • The Green Belt Movement, Wangari Maathai. https://www.greenbeltmovement.org/wangari-maathai/

 

Blue Future Initiative (BFI), QUARS Arıtma tarafından yürütülen bir su farkındalığı ve sosyal sorumluluk projesidir. BFI içerikleri ticari tanıtım amacı taşımaz.

blue future initiative